
Yıldız Taşı'nı bulan, yontturan ve ondan bir saray kuran kuzeyli bey. Bugün lobide misafirleri karşılayan Sultan.
- Köken
- Kuzeyde küçük bir beylik; Kara Toğrul'un tek oğlu
- Simgesi
- Sarığındaki zümrüt (Zümrüdüanka'nın gözyaşı) ve altın tüy
- Yoldaşları
- Asena (boz kurt), Akyel (kanatlı tulpar)
- Eşi
- Nilüfer Sultan
- Sarayda
- Lobide, "Saraya hoş geldin, masan hazır" diyen ev sahibi
Henüz herkes değil. Daha gelecekler var.
Kimdir
Aybars, adını ninesinden alır: "ay gibi parlak, pars gibi cesur olsun." Ama hikâyenin başında ne parlak ne de cesurdur; yalnızca yalnızdır. Babası Kara Toğrul, bir zamanlar misafirperverliğiyle bilinen, sonra Erlik'in fısıltısıyla kırk sandalyeli salonunda tek başına yemek yiyen bir beydir. Babasının ölüm döşeğindeki sözü, "Bütün ömrümce sessizlik biriktirmişim," Aybars'ın bütün hayatını belirler.
Kılıçtan çok sohbeti, avdan çok masalı sever. Çocukluğunu aşçıların, seyislerin, nöbetçilerin yanında geçirmiştir; bu yüzden insanları unvanlarıyla değil, hikâyeleriyle tanır. En büyük gücü, karşısındakini masaya çağırmaktır. Bir buz mağarasında bir tulpara konuşarak, bir kahvehanede iflas etmiş bir tüccarın karşısına oturarak, bir fırtınanın ortasında Erlik'e bile sandalye uzatarak.
Hikâyedeki yolu
Babasının ölümünden sonra dağlara kaçar ve Asena'nın rehberliğinde Demir Kazık'ın gözyaşını, Yıldız Taşı'nı bulur. Umay Ana'nın öğüdüyle Konstantiniyye'ye yola çıkar; yolda Akyel'i buzdan kurtarır, Hızır'la ekmeğini paylaşır. Sina Hoca'nın yanında taşın sırrını öğrenir; Şahmeran'dan dört rengin anlamını, Zümrüdüanka'dan ışıktan tüyü alır. Kırk gece boyunca taşı yontar, yüz altı taş ortaya çıkar.
Erlik'in altın sandığını reddeder: "Bu masada para dönmez. Bu masada kazanılan tek şey sohbettir." Çalınan sahte okeyleri Kapalıçarşı'da bir kılıçla değil, ilk Kahvehane'yi kurarak geri alır. Nilüfer ile bir gecede Batak'ı yapar. Kara Kış'ta babasının salonundaki kırk sandalyeyi yeniden doldurur ve sonunda Kuzey Sultanı olarak taç giyer: altından değil, ceviz dallarından örülmüş bir taç.
Sarayda
Saray töresinin son maddesi onun içindir: Sultan, en son oturandır. Taç giydiği gece bile salona girmeden önce sarayın büyük kapısına gider ve dışarı bakar; çünkü henüz gelmemiş olanları düşünür.
Bugün lobideki parşömeni tutan, gülümseyen, sarığında zümrüt ve altın tüy olan Sultan odur. Halk onun hiç ölmediğine inanır. Belki de haklıdır; bir kapıyı açık tutan biri, kapı açık kaldıkça yaşar.
Bilinmeyen bir ayrıntı
Aybars, Zümrüdüanka'nın verdiği zümrütü sarığına takarken, tüyün ışığından kopan altın teli de onun üstüne iliştirmiştir. Satranç Köşkü'ndeki beyaz şahın tacında duran zümrüt kırıntısı, o zümrütten alınmıştır. Yani sarayın üç oyununun her birinde, bir yerlerde, Aybars'ın bir parçası durur.
Göründüğü bölümler
- I. Bölüm Karlı Dağlarda Bir Işık
- II. Bölüm Ak Kuğu
- III. Bölüm Buzdaki Tulpar
- IV. Bölüm Kubbenin Gölgesinde
- V. Bölüm Şahmeran'ın Dört Rengi
- VI. Bölüm Kaf Dağı'nın Zümrüt Tüyü
- VII. Bölüm Yüz Altı Taş
- VIII. Bölüm Erlik'in Pazarlığı
- IX. Bölüm Kapalıçarşı'da Kayıp Taşlar
- X. Bölüm Kâğıt Saray
- XI. Bölüm Altmış Dört Kare
- XII. Bölüm Kara Kış
- XIII. Bölüm Hiç Kapanmayan Kapı
- Sonsöz Masada Bir Boş Sandalye

