
Sina Hoca'nın kâtibi, yardımcısı, aşçısı ve muhasebecisi. Her şeyi yazar, yazdığını hiç unutmaz; ama gözlüğünü nereye koyduğunu hiç hatırlamaz. İlk masanın dördüncü oyuncusu.
- Görevi
- Kâtip; kendi deyimiyle "evin hafızası"
- Simgesi
- Kırmızı fes, kamış kalem, mürekkep lekeli parmaklar
- Buluşları
- "İhale"; sarayın amblemi; saray töresinin temize çekilmesi
- Ünlü hesabı
- 4 × 13 × 2 + 2 = 106
- Sarayda
- Kütüphanenin en üst rafındaki defterler
- Oyunda
- Masadaki Hasan Efendi
Hoca nereye, ben oraya.
Kimdir
Mor begonvilli kapıyı çalan herkesi o karşılar: kırmızı fesli, ak sakallı, yuvarlak gözlüklü, elinde kamış kalemi, parmakları mürekkep lekeli. Sina Hoca'nın söylediği her şeyi yazar ve yazdığını bir daha okumaz, çünkü bir kere yazdığını unutmaz. Ama gözlüğü genellikle alnının üstündedir ve o bunu bilmez.
Kapıya kim gelirse gelsin, ne getirirse getirsin, bir kurt ya da kanatlı bir at bile olsa, kaşlarını bir an kaldırıp indirir ve kenara çekilir. Zamanla bu kapıya kimin neden geldiğini sormamayı öğrenir.
Hikâyedeki yolu
Taşın yontulduğu kırk gece boyunca taşları sayan, sıraya dizen odur. Kırkıncı gece "Yüz dört" der; iki yeşil taş çıkınca deftere ünlü satırını yazar: 4 × 13 × 2 + 2 = 106. Hesap tuttu. Istaka için Fatma Nine'yi akıl eden de odur.
Erlik kapıyı çaldığında, Fatma Nine'nin sözünü hatırlayıp onu içeri alır. Bunun ne kadar pahalıya mal olacağını bilmez ama bunu hiç pişmanlıkla anmaz. Kâğıt Saray'da bir kâtip olarak sözleşmelerden anladığı için Batak'ın ihale*sini o bulur: *"En yüksek teklifi veren işi alır. Ama bitiremezse, teklifi kadar zarar eder." Kahvehane'nin kapısına "Burada kimse kaybetmez" tabelasını o yazar.
İncir hesabını hep tutar. Akyel'e yedirilen tek incir için deftere şunu yazar: "Bir incir, bir tulpar sabrına. Uygun bir fiyat."
Sarayda
Taç giyme gecesinin sabahı sarayın amblemini o çizer: "Taç sarayın, yıldız yolun, hilal de korunmanın." Saray töresini deri cilde temize çeken de odur; maddelerin kime ait olduğunu karıştırır ama kimse düzeltmez.
Sina Hoca'nın son sözünü yazar ve kalemini bırakır. Defterleri sarayın kütüphanesinin en üst rafında durur; kimse hepsini okuyamamıştır, çünkü Hasan Efendi her şeyi yazmıştır.

