
Hint'ten gelen, satrancı bir zamanlar bir raca için "savaşın nasıl kazanılmadığını" göstermek üzere yapan bilge. Erlik'i acele ettiği için yener.
- Yurdu
- Hint
- Yükü
- Altmış dört kareli bir tahta ve bir torba pirinç
- Dostu
- Sina Hoca (kırk yıllık mektup satrancı)
- Zaferi
- Erlik'i bir piyonun sabrıyla mat etmesi
- Sarayda
- Satranç Köşkü
- Efsanedeki kökeni
- Satrancın mucidi olarak anılan bilge ve satranç tahtasındaki pirinç taneleri hikâyesi
Erlik gibi oynama. Sissa gibi oyna.
Efsanedeki yeri
Bilinen bir efsaneye göre satrancı Hint'te bir bilge icat etmiş ve hükümdara sunmuştur. Hükümdar ödül olarak ne istediğini sorunca bilge, tahtanın ilk karesine bir pirinç tanesi, ikinci kareye iki, üçüncüye dört, her kareye bir öncekinin iki katını istemiştir. Hükümdar bu mütevazı isteğe gülmüş; ama hesap yapılınca dünyanın bütün hasadının yetmeyeceği anlaşılmıştır.
Hikâyedeki yolu
Konstantiniyye limanında gümrükçüye tek bir pirinç tanesi uzatır ve vergisini altmış dört karenin son karesine bağlar. Gümrükçü güler, hesabı yapmaz, geçirir. Çoğu insan yapmaz. Sabırları yetmez.
Sina Hoca ile kırk yıl önce Bağdat'ta tanışmış, hiçbir konuda anlaşamadan ama birbirini çok severek ayrılmışlardır. Kırk yıl boyunca mektupla tek bir oyun oynarlar. Sissa o oyunu bitirmeye gelir. Yedi gün süren oyun berabere biter; odaya toplanan kalabalık bir kütüphanenin, bir dua anının sessizliğini öğrenir.
Erlik köşeden çıkıp oyunu sıkıcı bulunca Sissa ona tahtayı açar. Ödülü sorulunca "Ödül oyunun kendisi," der. Erlik hızlıdır, güçlüdür, taş üstüne taş alır; Sissa ise her hamlede kum saatinin sonuna kadar düşünür ve kenarda unutulmuş tek bir piyonu ilerletir. Erlik vezirini aldığında, o piyon son kareye varıp vezir olur. Şah. Mat.
"Sen bu oyunu kazanmak için oynadın, Han. Ben ise oynamak için."
Sarayda
Eski taşları Erlik'in öfkesiyle çatlayınca Sina Hoca ile birlikte yenilerini yontar: beyazlar Yıldız Taşı'nın tozundan, siyahlar Hint abanozundan. Beyaz şahın tacında Aybars'ın zümrütünden bir kırıntı vardır.
Kuzeyin soğuğuna dayanamayacağını söyler ama Satranç Köşkü'nü görünce kalır: "Burada düşünülüyor. Düşünülen yer ısınır." Bir bahar sabahı bir oyunun ortasında "Sıra sende" der ve bir daha hamle yapmaz. O tahta o konumda hâlâ köşkte durur; sabırlı bir oyuncunun bitirmesini bekler.

