
Kapalıçarşı'nın en dar sokağındaki minicik kahvenin sahibi. Çarşıda olan her şeyi bilir, hiçbirini yaymaz. Erlik'in kumarhanesini bir çay ocağıyla kapatan planın kalbi; "Batak" adını o koyar.
- Yurdu
- Kapalıçarşı'nın en dar sokağı; üç masalı bir kahve
- Soyu
- Babası da dedesi de kahveci
- Simgesi
- Bakır cezve, kalın bıyık
- Buluşu
- "Sözünü tutmayan batar" sözü; Batak'ın adı
- Kuralı
- Kapıdan ilk kez giren, ilk çayını ondan içer
- Sarayda
- Kahvehane
Gel otur, delikanlı. Kahve mi, çay mı?
Kimdir
Mustafa'nın dükkânı minicik: üç masa, bir ocak, bir raf fincan. Ama çarşıda olan biten her şey er ya da geç o masalara uğrar. Kim kimden borç aldı, kim kiminle küstü, kim evlendi. Mustafa her şeyi duyar, hiçbir şeyi yaymaz; ama sorulursa söyler. Asena'yı ilk gördüğünde korkmaz, ona simit uzatır.
Hikâyedeki yolu
Aybars'a Altın Zar Hanı'nı ve her şeyini kaybetmiş Rıza Bey'i o anlatır. Rıza Bey bir haftadır her sabah gelip bir çay söyler, içmez, parasını da vermez; Mustafa da istemez.
Plan kurulduğunda en önemli soruyu o sorar: "Çayı kim pişirecek?" Cevap kendisidir. Ocağını Kürkçüler Hanı'nın avlusuna taşır ve dünyanın en iyi çayını kimseden para almadan demler. Çayın kokusu Erlik'in bodrumuna kadar iner. Kırk masalık avlu, ilk Kahvehane olur.
Kâğıt Saray'da sözünü tutamayan oyuncunun ne olacağı sorulunca bıyığını burar ve güler: "O batar, beyim. Gemisi gibi." Oyunun adı o kahkahadan doğar. Koz Maça'yı en çok o sever; hızlıdır, keskindir.
Kuzeye giderken torbaya en iyi çekirdeklerini doldurur: "Kuzeyde kahve var mı?" "Yok." "O zaman götürmem lazım."
Sarayda
Kahvehane sarayın ilk salonudur ve onun ocağı orada hiç sönmez. Saray töresinin yedinci maddesi onun adını taşır: Kapıdan ilk kez giren, ilk çayını Mustafa'dan içer. Cezve oğluna, oğlunun oğluna geçer. Yeni başlayanların masaları bu yüzden en sıcak masalardır; ilk çay hâlâ o ocaktan gelir.

